10 Eylül 2012 Pazartesi

HOŞBULUN

Merhaba çocuklar, hoşgeldiniz okulunuza ...Ağlamayın lütfen , biliyorum annenizden ayrılmak birazcık korkuttu sizi ama lütfen ağlamayın . Sizin gülen gözlerinize, kalem tutan ellerinize ,gülücükler saçan yüzlerinize ,umut ve sevgi dolu kalplerinize ihtiyacı var bu ülkenin. Çok işler başaracaksınız , biraz zor bir yol ama aşılmaması için hiç bir sebep yok , bizler sizlerle beraberiz hep yanınızdayız ve daima yanınızda olacağız. Arkadaşlarınızla paylaştığınız her anın değerini elbette geçen zaman içinde daha iyi anlayacaksınız. Öğrendiğiniz her bilginin ne derece kıymetli olduğunu da. Atatürk'ün açtığı bu yolda yapacak çok işimiz var , yorulmak yok...
Bir anne olarak içim buruluyor minicik yavrularımızın bizlerden ayrı olmasına , tabi bu işin duygusal yönü bir de yaşamın gerçekleri var . Çocuklarımızın gerçek hayatla karşılaşma zamanı geldi. Üzülecekler , kalpleri kırılacak, alay edilecekler , kendileri diğer arkadaşlarıyla alay edecek, kötü sözler duyacaklar , kavga edecekler, barışacaklar, çok mutlu olacaklar , hayal kırıklıkları yaşayacaklar , paylaşmayı öğrenecekler, bencillik yapacaklar, kıskanacaklar, acı çekecekler. Ama eve her döndüklerinde kucak dolusu bir sevgi onları bekliyor olacaklar. Evet çocuklarımız büyüyecek ve bizler bunun farkında olmayacağız. Bu sebeple sonuca odaklanmak yerine günümüzü yaşayarak onların her an yaında olmak gerek sanırım , ben kızım için deneyeceğim umarım başarabilirim.

MİNİKLER SEVGİYLE KALIN. HAYAT GÜZEL TADINI ÇIKARTIN :)))))

4 Eylül 2012 Salı

KİTABIN DEVAMI

Önceki yazılarımda bahsettiğim kitabın devamı,. 
Doğayla baş başa kalın , evet dinginlik için gereken koşullardan biri de bu, doğayla başbaşa kalmak mesala denizin kokusunu hissetmek, gün batımını sesizce izlemek, bir çiçeği koklamak gibi örnekler çoğaltılabilir sanırım.
  Bir diğer konu da alma-verme , hayatın her döneminde her anında birileriyle etkileşim içindeyiz bu etkileşimi hissederek ve isteyerek yaşamakla ilgili bu konu. Kitabı okurken en sevdiğim ayrıntı arkadaşlarınızı ziyaret ederken onlara küçükde olsa bir hediye vermek , çiçek küçük bir not minicik bir aksesuar gibi ve bunu yaparken de içtenlikle yapmak gerektiğinin bahsedilmesi. Verdikçe sizinde alacağınız , aldıkça vereceğiniz vurgulanmış ve bu akışı tıkamamak gerektiği belirtilmiş. Aslına bakılırsa ben sevdiğim dostlarıma küçük hediyeler vermeyi çok severim bu beni mutlu eder , aynı şekilde güzel kızım da bunu çok sever bu konuda bana benzemiş. Benim için yaptığım güzelliklerin geri dönüş beklentisi yoktur. Birilerine güzel söz söylerken , küçük hediyeler verirken ya da bir tabak yemeğimi , bir bardak çayımı paylaşırken bana geri dönüşü  ne olur diye düşünmem , bu derece yüzeysel hatta basit yaklaşımlardan nefret ederim.

Kitabı okumaya devam edeceğim okudukça  da paylaşmaya :))))

MUHTEŞEM İLETİŞİM

Hafta sonu 10-11 yıldır görmediğim arkadaşım , komşumolan  çok tatlı bir insanla yeniden bağlantı kurdum . Çok çok ama çok mutlu oldum. Günümüzün iletişim araçları nelere kadir. Zeynocum seni çok özledik ve Türkiye'ye gelirgelmez seninle görüşmek istiyorum.

 Ne diyordum günümüz iletişim araçları ne çok işe yarıyor diyordum . Yarıyor mu acaba? artılarını eksilerini tartışamk gerek sanırım. Ben kendim tartışayım bu konuyu....

Nereden başlasam bilemedim vallahi, sanal alem denilen yerdeki paylaşımlardan yani face, twıtter v.b. bahsederek başlıyalım; ben şimdiye kadar bir zararlarını görmedim. Hani şu 11  yıldır görüşmediğim arkadaşımla da face'de görüştük . Evet çok zararlı değiller ama fazla zaman geçirmemek gerek buralarda , ben genelde Facebook'u fotoğraflarımızı uzakta olan akraba ve arkadaşla paylaşmak için kullanıyorum. Twıttera  da çok çok nadir bakıyorum yani her saniyemi orada paylaşmıyorum. Her anımı paylaşırsam benim olmaz ki zaten.

e-mail işyerinde çok kullanıyorum,  günlük hayatımda da fatura ve hesap ekstreleri için sıkça kullanıyorum. Internet bankacılığı onu da çok nadir kullanırım. Cep telefonları malesef hayatımızın bir parçası olmuş durumda , mutlaka haber alınacak ya da haber verilecek bir konu var,  bende çokça kullanıyorum telefonumu . Telefonda neler yapıyorum ? not tutmak için , hesap yapmak için , çalar saat olarak, maillerime bakmak için , fotoğraf çekmek için , hergün bir kaç tane görüşme yapmak , müzik dinlemek için kullanıyorum sadece mesaj yazmayı sevmiyorum zorda kalmadıkça da yazmam , arkadaşlarım kusuruma bakmasın lütfen.

Hayatımızın her anını kaplayan iletişim hastalığının aksayan yönleri neler olabilir. Bendeki cevaplar kısaca şöyle, Herkezin yediği yemeği içtiği suyu paylaşmasına gerek yok zaman kaybı ,enerjinizi daha güzel şekilde değerlendirebilirsiniz paylaşmayı seviyorsanız kendinizden bişeyler yazın. Okuduğunuz bir kitabı anlatın , gezdiğiniz bir yeri anlatın, öğrendiğiniz yepyeni bir oluşumu anlatın . Bana da yeni fikirler veren ve ufkuma açan paylaşımları ben de çok beğeniyorum.Bir de e-mail yazarken yada mesaj gönderirken yapılan kısaltmaları sevmiyorum . Anlaşılması çok zor oluyor aynı zamanda Türkçemizi de  öldürüyor. Biraz daha özen lütfen.
Araba kullanırken her gün birileri önüme atlıyor, çalan kornayı duymuyor , koca arabayı görmüyor. Neden mi? ya telefonla konuşuyorlar, ya mesaj yazıyorlar ya da kulaklıkları takarak müzik dinliyorlar. Canlarım , canınızdan daha önemli değil yaptığınız işler . Yolda yürürken ya bunları yapmayın ya da işiniz bitince yürüyün lütfen.
 İletişim araçları eski dostlukları yok ediyor diyor birileri. Canım , dost olmak isteyen sevgisini ,bir lokma ekmeğini ,bir bardak çayını paylaşmak isteyen her daim bunu yapabilir, mesafeler engel değildir. Kapı komşusuyla bu dediklerimi paylaşamayan insanlar var bundan sonrasını  varın siz düşünün.

Önemli olan kişinin kendisidir yapmak isterse yapar, istemezse ömür boyunca bir adım bile attıramazsınız o insana böyle dostları ve komşuları olanlara kolay gelsin ne diyelim işiniz zor.