''Acısıyla tatlısıyla bir yıl daha geçti'' . bu cümle bütün program sunucularının dilinde , artık bu cümleyi değiştirmek gerek mesela , sevgi dolu bir yılı daha bitirdik, bolluk içinde bir yıl daha geçti , geçtiğimiz yıl yaşanan heyecanlar yüzümüzü güldürdü, başarının hazzıyla mutlu olduk , sağlıklı bir yıl daha geçti , sevdiklerimizle ve onların mutluluklarıyla geçen bir yıl daha.....gibi cümleler duymak istiyorum olumsuz ifadeleri kullanarak hayatımıza girmelerine izin vermeyelim. Ben bu şekilde düşünüyor ve ifade ediyorum duygu ve düşüncelerimi . Çünkü ne düşünürsem onu yaşıyorum , iyi düşünerek iyi olayların olmasını sağlayacağıma inandım bir kere dönüşü yok. Gün içerisinde kurduğum hayalleri düşündüklerimi kontrol etme çabasındayım böylece söylediklerimi de kontrol ediyorum, başta bira zorlandım ama zamanla normal bir hal aldı. Şimdi daha mutlu çok daha pozitif bakıyorum yaşadıklarıma , kendimi şanslı hissediyorum. çevremdeki kişilerinde değiştiğini düşünüyorum tabi asıl değişen benim aslında. Ben değişirsem ancak çevremin değişebileceğini anladım.
Yeni yılda gerçekleşen çok hayallerim olacak , bunları zamanla paylaşırım. Sizlerin de gerçekleşen hayallerinizi görmek beni çok çok mutlu edecektir.
Yüreğinde sevgiyi her daim taşıyan ve bu sevgisini paylaşabilen tüm dostlarıma mutlu yıllar.
31 Aralık 2012 Pazartesi
7 Kasım 2012 Çarşamba
DEFNE'NİN OKUL MACERALARI
Macera demek pek doğru değil aslında onun ve benim yaşadığım zorluklar ve mucizeler demek daha doğru olur.
Okulda yazma çalışmaları yapılıyor, bu çalışmaların başlamasıyla Defne'de bir korku oluştu ve rakamları yazamayacağını düşünerek gece gündüz ağlamaya başladı.Ağlaması da kendi kendine ve sessizce ne zaman görsem ağlıyor bu durumu tabi ki beni çok üzüyordu. Kızım üzüldükçe ben daha da çok üzülüyor ne yapacağımı bilemiyordum. Okulda öğretmenimiz de aynı olayları fark etmiş böylece öğretmeni ve ben bir plan dahilinde Defne için neler yapacağımızı kararlaştırdık ve uygulamaya başladık.
1- Defne'yi yaptığı her yazısı için yüreklendirdik.
2-Okulda öğretmeni kendisini rahat hissedeceği ortamlar yarattı ve kendini ifade etmesini sağladı
3-Ben de ona küçük başarı öyküleri anlatarak yolunu bulmasını sağladım. Çünkü bu sorunu ancak kendi isterse aşabilecekti.
4-Cesaret cesaret ve yine cesaret. Ben ve öğretmeni tarafında ise sabır sabır sabır.
5- Bu süreçte asla olumsuz konuşmadık, en önemlisi Defne'nin bunları duymasına izin vermedik.
Bir hafta boyunca öğretmeni ile konuşarak haberleştik evde ve okulda yaptıkları hakkında konuştuk.
Pazartesi günü Defne ile eve geldik , ben mutfakta yemek hazırlarken o da yanımda yazı tahtası ile kalemlerini getirdi. Ben arkam dönük uğraşırken , ''Anne baksana ne yaptım.'' dedi. dönüp baktığımda gözlerime inanamadım. 1 ve 2 yazamadığını söyleyerek bir haftadır ağlayan o kız 1'den 5 'e kadar olan sayıları yazmış.
Bunları nasıl yazdım dediğimde 'ben yazıyorum anne'' dedi. Sonra da ona anlattığım hikayeyi hatırlatarak,başarmak için cesaret dedi. Sonrada sayıların hepsini yazarak büyük bir grurla tahtasını izledi. Ertesi gün defterine de yazarak kendisine olan güvenin iyice artırdı. Bende onunla grur duyduğumu ve başaracağına inandığımı söyledim.
Bir akşamda birden gelen mucize :)))
19 Ekim 2012 Cuma
PAYLAŞMAK GÜZELDİR
Paylaşmak güzeldir.
İnsan neden paylaşır? Ya da neden paylaşmaz?
Kızıma sürekli olarak paylaşırsan çok daha mutlu olursun diyorum. Gerçekten mutlu olur mu ? O daha çok küçük belki paylaşmak onu mutlu etmiyor ama yine de annesini dinleyecek kadar akıllı bir çocuk.
Peki ya bizler kocaman adam olmuş bizler ne durumdayız, paylaşmak konusunda.Ben çok iyi olduğumuzu söyleyemeyeceğim. Çünkü paylaşım karşısında sürekli bir beklenti var. Ben bunu yaptım ya da verdim o bana ne verdi ne yaptı.? Bu tavır beni gerçekten çok üzüyor. Çevremdeki kişilerin böyle düşünüyor olması benim anlayabileceğim bir akıl sonucu değil.
Paylaşan insan bu paylaşım sonunda bir çıkar beklemez . Bu paylaşımın olumlu etkileri onu mutlu eder. Bazen derler ya en azından bir teşekkür etseydi. Hayır o zaman yaptığın işi bir karşılık için yapmış olursun. Kültürümüzde vardır buna benzer olgular -iyilik yap denize at- yaptığını sorgulama ya da onu sürekli dile getirerek kendini de karşındaki kişileri de yargılayıp yerme. Güzel bir kültürümüz var, bizler bunlardan ders alabilirsek bu kısacık hayatta yolumuzu bulabiliriz.
Yaşanmış bir olay , Kadın arkadaşları için evin de bireyler hazırlamış ve onlara ikram ediyor, bunu da hiçbir karşılık beklemeden ve sevgiyle yapıyor. Eşi başlıyor konuşmaya '' Tabi bize bir şey yapan yok bu evde, Biz ne yiyeceğiz diye düşünen yok. Ne önemli arkadaşlarmış bunlar , bizim hiç değerimiz yok gibi bir sürü cümle ha bu konuşmalar ufaklığın önünde oluyor tabi ki '' bu olguda ben şöyle düşünüyorum evin hanımı evinde hiç bir iş yapmıyor. Yiyecek bir lokma yemek yok evde bide bu kadın evini hiç önemsemiyor eşine değer vermiyor kadın bir de çalışıyor olmalı. Erkek eviyle öyle ilgili ki kadına bunları söyleyebilmeyi kendin de hak görüyor. Erkek acaba arkadaşları ile karşılık beklemeden ne paylaşabildi. Kadın tarafından bakıyorum şimdi , Kadın paylaşmayı seven biri ve bundan da çok mutlu karşılık beklemiyor , kendince evi için de pek çok fedakarlık yapıyor . (kendi için demiyor) her şeyden önce o bir anne :)
Burada bence en üzücü durum bu olayların çocuğun önünde gerçekleşmesi ve çocuğun aldığı mesajın ne denli olumsuz olduğudur.
Canca : ''SAYGI GÖRMEK İSTİYORSAN , SAYGILI OLMAYI BAŞARMALISIN''
16 Ekim 2012 Salı
SAVAŞÇI
Savaşçı olmak.
Nedir savaşçı olmak. İlk defa işitildiğinde ürkütücü geliyor insana , peki anlatılmak istenen çatışma içinde olamak mı yoksa başarı için çalışmak mı? Bu sert kelime başarı için çaba sarf etmek olarak dile getirildiğinde hiç de ürkütücü olmuyor.
Kimler savaşçıdır? Etrafımızda ki insanları inceleyerek bulabilir miyiz acaba onları? ya da derin bir konumudur bu kavram. Belki çok geniş bir konu ama ban kendimce savaşçı kişileri tanımlamak ve örneklemek istiyorum.
Benim için en büyük savaşçı annem. Onu tanıdığımdan beri hep mücadele için de , iyi bir eş , iyi bir anne , iyi bir öğretmen , iyi bir dost , iyi bir arkadaş .....olmak için. Diyebilirsiniz tüm insanlar savaşçı o zaman ,belki !
ama benice en büyük savaşçı annemdir. Kardeşim ve beni büyütmek için çok çabaladı, bir çocuğun bütün fiziksel ihtiyaçları yanında duygusal ihtiyaçlarını da göz ardı etmedi , sevgisiyle büyüttü bizi.
Çocukluğumdan hatırladığım anılarımda annem sürekli bir işle uğraşıyor olur. Mutfakta yemek yapıyor, evin her köşesinde temizlik yapıyor, zamanın teknolojik şartlarında merdaneli çamaşır makinemizle çamaşır yıkıyor oluyor.En belirgini de hafta sonları olan çamaşır günüdür. O gün, genel de pazar günü, Bütün evde ne var ne yok banyo önünde toplanır ve akşama kadar yıkanıp serilir , gece de toplanan çamaşırlar itinayla katlanıp yerine yerleştirilir.Teyzem anneme sürekli olarak ''ev de makineye atıp yıkamadığın bir tek çocuklar kaldı. elinden gelse onları da yıkarsın '' derdi. Çok ilginçtir ben de anneme benziyorum bu konuda elime geçen her şeyi yıkamadan kaldıramam.Bu yüzden haftanın her günü çamaşır makinem çalışır.Bizler şanslı nesilleriz Çamaşırlarımız kolayca yıkanıyor.Çocukluğumdan hatırladığım bir ayrıntı da ot süpürgeler. elektirikli süpürgemiz vardı ancak her zaman onu kullanmazdık. Haftada bir gün açılırdı hatta komşulara da ödünç verilirdi çünkü her evde yoktu.Tozları ot süpürgeyle süpür havalansın arkanı dön geri yerlerine yerleşsinler. Daha sonraki zamanlarda ot süpürgeyi bıraktık ta rahata kavuştuk.
Bir de telefon var tabi ki , her evde yok telefon olanlarda parmakla sayılır. PTT ye müracat ediyorsun sonra da aylarca bekliyorsun. Bizim de öyle olmuştu dilekçeye cevap aylar sonra gelmiş ve eve telefon bağlanmıştı,telefonla ne yaparsın ki her evde yok. Neyse ki kısa zamanda yaygınlaştı da anlam kazandı. Annemin telefonla konuşurken fotoğrafı bile vardı. :)Güzel günlerdi yüzümde bir tebessümle anıyorum o günleri . Kızıma çocukluğumu anlatınca gözünde canlandırabilecek mi acaba ?Göreceğiz.
Nedir savaşçı olmak. İlk defa işitildiğinde ürkütücü geliyor insana , peki anlatılmak istenen çatışma içinde olamak mı yoksa başarı için çalışmak mı? Bu sert kelime başarı için çaba sarf etmek olarak dile getirildiğinde hiç de ürkütücü olmuyor.
Kimler savaşçıdır? Etrafımızda ki insanları inceleyerek bulabilir miyiz acaba onları? ya da derin bir konumudur bu kavram. Belki çok geniş bir konu ama ban kendimce savaşçı kişileri tanımlamak ve örneklemek istiyorum.
Benim için en büyük savaşçı annem. Onu tanıdığımdan beri hep mücadele için de , iyi bir eş , iyi bir anne , iyi bir öğretmen , iyi bir dost , iyi bir arkadaş .....olmak için. Diyebilirsiniz tüm insanlar savaşçı o zaman ,belki !
ama benice en büyük savaşçı annemdir. Kardeşim ve beni büyütmek için çok çabaladı, bir çocuğun bütün fiziksel ihtiyaçları yanında duygusal ihtiyaçlarını da göz ardı etmedi , sevgisiyle büyüttü bizi.
Çocukluğumdan hatırladığım anılarımda annem sürekli bir işle uğraşıyor olur. Mutfakta yemek yapıyor, evin her köşesinde temizlik yapıyor, zamanın teknolojik şartlarında merdaneli çamaşır makinemizle çamaşır yıkıyor oluyor.En belirgini de hafta sonları olan çamaşır günüdür. O gün, genel de pazar günü, Bütün evde ne var ne yok banyo önünde toplanır ve akşama kadar yıkanıp serilir , gece de toplanan çamaşırlar itinayla katlanıp yerine yerleştirilir.Teyzem anneme sürekli olarak ''ev de makineye atıp yıkamadığın bir tek çocuklar kaldı. elinden gelse onları da yıkarsın '' derdi. Çok ilginçtir ben de anneme benziyorum bu konuda elime geçen her şeyi yıkamadan kaldıramam.Bu yüzden haftanın her günü çamaşır makinem çalışır.Bizler şanslı nesilleriz Çamaşırlarımız kolayca yıkanıyor.Çocukluğumdan hatırladığım bir ayrıntı da ot süpürgeler. elektirikli süpürgemiz vardı ancak her zaman onu kullanmazdık. Haftada bir gün açılırdı hatta komşulara da ödünç verilirdi çünkü her evde yoktu.Tozları ot süpürgeyle süpür havalansın arkanı dön geri yerlerine yerleşsinler. Daha sonraki zamanlarda ot süpürgeyi bıraktık ta rahata kavuştuk.
Bir de telefon var tabi ki , her evde yok telefon olanlarda parmakla sayılır. PTT ye müracat ediyorsun sonra da aylarca bekliyorsun. Bizim de öyle olmuştu dilekçeye cevap aylar sonra gelmiş ve eve telefon bağlanmıştı,telefonla ne yaparsın ki her evde yok. Neyse ki kısa zamanda yaygınlaştı da anlam kazandı. Annemin telefonla konuşurken fotoğrafı bile vardı. :)Güzel günlerdi yüzümde bir tebessümle anıyorum o günleri . Kızıma çocukluğumu anlatınca gözünde canlandırabilecek mi acaba ?Göreceğiz.
10 Eylül 2012 Pazartesi
HOŞBULUN
Merhaba çocuklar, hoşgeldiniz okulunuza ...Ağlamayın lütfen , biliyorum annenizden ayrılmak birazcık korkuttu sizi ama lütfen ağlamayın . Sizin gülen gözlerinize, kalem tutan ellerinize ,gülücükler saçan yüzlerinize ,umut ve sevgi dolu kalplerinize ihtiyacı var bu ülkenin. Çok işler başaracaksınız , biraz zor bir yol ama aşılmaması için hiç bir sebep yok , bizler sizlerle beraberiz hep yanınızdayız ve daima yanınızda olacağız. Arkadaşlarınızla paylaştığınız her anın değerini elbette geçen zaman içinde daha iyi anlayacaksınız. Öğrendiğiniz her bilginin ne derece kıymetli olduğunu da. Atatürk'ün açtığı bu yolda yapacak çok işimiz var , yorulmak yok...
Bir anne olarak içim buruluyor minicik yavrularımızın bizlerden ayrı olmasına , tabi bu işin duygusal yönü bir de yaşamın gerçekleri var . Çocuklarımızın gerçek hayatla karşılaşma zamanı geldi. Üzülecekler , kalpleri kırılacak, alay edilecekler , kendileri diğer arkadaşlarıyla alay edecek, kötü sözler duyacaklar , kavga edecekler, barışacaklar, çok mutlu olacaklar , hayal kırıklıkları yaşayacaklar , paylaşmayı öğrenecekler, bencillik yapacaklar, kıskanacaklar, acı çekecekler. Ama eve her döndüklerinde kucak dolusu bir sevgi onları bekliyor olacaklar. Evet çocuklarımız büyüyecek ve bizler bunun farkında olmayacağız. Bu sebeple sonuca odaklanmak yerine günümüzü yaşayarak onların her an yaında olmak gerek sanırım , ben kızım için deneyeceğim umarım başarabilirim.
MİNİKLER SEVGİYLE KALIN. HAYAT GÜZEL TADINI ÇIKARTIN :)))))
Bir anne olarak içim buruluyor minicik yavrularımızın bizlerden ayrı olmasına , tabi bu işin duygusal yönü bir de yaşamın gerçekleri var . Çocuklarımızın gerçek hayatla karşılaşma zamanı geldi. Üzülecekler , kalpleri kırılacak, alay edilecekler , kendileri diğer arkadaşlarıyla alay edecek, kötü sözler duyacaklar , kavga edecekler, barışacaklar, çok mutlu olacaklar , hayal kırıklıkları yaşayacaklar , paylaşmayı öğrenecekler, bencillik yapacaklar, kıskanacaklar, acı çekecekler. Ama eve her döndüklerinde kucak dolusu bir sevgi onları bekliyor olacaklar. Evet çocuklarımız büyüyecek ve bizler bunun farkında olmayacağız. Bu sebeple sonuca odaklanmak yerine günümüzü yaşayarak onların her an yaında olmak gerek sanırım , ben kızım için deneyeceğim umarım başarabilirim.
MİNİKLER SEVGİYLE KALIN. HAYAT GÜZEL TADINI ÇIKARTIN :)))))
4 Eylül 2012 Salı
KİTABIN DEVAMI
Önceki yazılarımda bahsettiğim kitabın devamı,.
Doğayla baş başa kalın , evet dinginlik için gereken koşullardan biri de bu, doğayla başbaşa kalmak mesala denizin kokusunu hissetmek, gün batımını sesizce izlemek, bir çiçeği koklamak gibi örnekler çoğaltılabilir sanırım.
Bir diğer konu da alma-verme , hayatın her döneminde her anında birileriyle etkileşim içindeyiz bu etkileşimi hissederek ve isteyerek yaşamakla ilgili bu konu. Kitabı okurken en sevdiğim ayrıntı arkadaşlarınızı ziyaret ederken onlara küçükde olsa bir hediye vermek , çiçek küçük bir not minicik bir aksesuar gibi ve bunu yaparken de içtenlikle yapmak gerektiğinin bahsedilmesi. Verdikçe sizinde alacağınız , aldıkça vereceğiniz vurgulanmış ve bu akışı tıkamamak gerektiği belirtilmiş. Aslına bakılırsa ben sevdiğim dostlarıma küçük hediyeler vermeyi çok severim bu beni mutlu eder , aynı şekilde güzel kızım da bunu çok sever bu konuda bana benzemiş. Benim için yaptığım güzelliklerin geri dönüş beklentisi yoktur. Birilerine güzel söz söylerken , küçük hediyeler verirken ya da bir tabak yemeğimi , bir bardak çayımı paylaşırken bana geri dönüşü ne olur diye düşünmem , bu derece yüzeysel hatta basit yaklaşımlardan nefret ederim.
Kitabı okumaya devam edeceğim okudukça da paylaşmaya :))))
Doğayla baş başa kalın , evet dinginlik için gereken koşullardan biri de bu, doğayla başbaşa kalmak mesala denizin kokusunu hissetmek, gün batımını sesizce izlemek, bir çiçeği koklamak gibi örnekler çoğaltılabilir sanırım.
Bir diğer konu da alma-verme , hayatın her döneminde her anında birileriyle etkileşim içindeyiz bu etkileşimi hissederek ve isteyerek yaşamakla ilgili bu konu. Kitabı okurken en sevdiğim ayrıntı arkadaşlarınızı ziyaret ederken onlara küçükde olsa bir hediye vermek , çiçek küçük bir not minicik bir aksesuar gibi ve bunu yaparken de içtenlikle yapmak gerektiğinin bahsedilmesi. Verdikçe sizinde alacağınız , aldıkça vereceğiniz vurgulanmış ve bu akışı tıkamamak gerektiği belirtilmiş. Aslına bakılırsa ben sevdiğim dostlarıma küçük hediyeler vermeyi çok severim bu beni mutlu eder , aynı şekilde güzel kızım da bunu çok sever bu konuda bana benzemiş. Benim için yaptığım güzelliklerin geri dönüş beklentisi yoktur. Birilerine güzel söz söylerken , küçük hediyeler verirken ya da bir tabak yemeğimi , bir bardak çayımı paylaşırken bana geri dönüşü ne olur diye düşünmem , bu derece yüzeysel hatta basit yaklaşımlardan nefret ederim.
Kitabı okumaya devam edeceğim okudukça da paylaşmaya :))))
MUHTEŞEM İLETİŞİM
Hafta sonu 10-11 yıldır görmediğim arkadaşım , komşumolan çok tatlı bir insanla yeniden bağlantı kurdum . Çok çok ama çok mutlu oldum. Günümüzün iletişim araçları nelere kadir. Zeynocum seni çok özledik ve Türkiye'ye gelirgelmez seninle görüşmek istiyorum.
Ne diyordum günümüz iletişim araçları ne çok işe yarıyor diyordum . Yarıyor mu acaba? artılarını eksilerini tartışamk gerek sanırım. Ben kendim tartışayım bu konuyu....
Nereden başlasam bilemedim vallahi, sanal alem denilen yerdeki paylaşımlardan yani face, twıtter v.b. bahsederek başlıyalım; ben şimdiye kadar bir zararlarını görmedim. Hani şu 11 yıldır görüşmediğim arkadaşımla da face'de görüştük . Evet çok zararlı değiller ama fazla zaman geçirmemek gerek buralarda , ben genelde Facebook'u fotoğraflarımızı uzakta olan akraba ve arkadaşla paylaşmak için kullanıyorum. Twıttera da çok çok nadir bakıyorum yani her saniyemi orada paylaşmıyorum. Her anımı paylaşırsam benim olmaz ki zaten.
e-mail işyerinde çok kullanıyorum, günlük hayatımda da fatura ve hesap ekstreleri için sıkça kullanıyorum. Internet bankacılığı onu da çok nadir kullanırım. Cep telefonları malesef hayatımızın bir parçası olmuş durumda , mutlaka haber alınacak ya da haber verilecek bir konu var, bende çokça kullanıyorum telefonumu . Telefonda neler yapıyorum ? not tutmak için , hesap yapmak için , çalar saat olarak, maillerime bakmak için , fotoğraf çekmek için , hergün bir kaç tane görüşme yapmak , müzik dinlemek için kullanıyorum sadece mesaj yazmayı sevmiyorum zorda kalmadıkça da yazmam , arkadaşlarım kusuruma bakmasın lütfen.
Hayatımızın her anını kaplayan iletişim hastalığının aksayan yönleri neler olabilir. Bendeki cevaplar kısaca şöyle, Herkezin yediği yemeği içtiği suyu paylaşmasına gerek yok zaman kaybı ,enerjinizi daha güzel şekilde değerlendirebilirsiniz paylaşmayı seviyorsanız kendinizden bişeyler yazın. Okuduğunuz bir kitabı anlatın , gezdiğiniz bir yeri anlatın, öğrendiğiniz yepyeni bir oluşumu anlatın . Bana da yeni fikirler veren ve ufkuma açan paylaşımları ben de çok beğeniyorum.Bir de e-mail yazarken yada mesaj gönderirken yapılan kısaltmaları sevmiyorum . Anlaşılması çok zor oluyor aynı zamanda Türkçemizi de öldürüyor. Biraz daha özen lütfen.
Araba kullanırken her gün birileri önüme atlıyor, çalan kornayı duymuyor , koca arabayı görmüyor. Neden mi? ya telefonla konuşuyorlar, ya mesaj yazıyorlar ya da kulaklıkları takarak müzik dinliyorlar. Canlarım , canınızdan daha önemli değil yaptığınız işler . Yolda yürürken ya bunları yapmayın ya da işiniz bitince yürüyün lütfen.
İletişim araçları eski dostlukları yok ediyor diyor birileri. Canım , dost olmak isteyen sevgisini ,bir lokma ekmeğini ,bir bardak çayını paylaşmak isteyen her daim bunu yapabilir, mesafeler engel değildir. Kapı komşusuyla bu dediklerimi paylaşamayan insanlar var bundan sonrasını varın siz düşünün.
Önemli olan kişinin kendisidir yapmak isterse yapar, istemezse ömür boyunca bir adım bile attıramazsınız o insana böyle dostları ve komşuları olanlara kolay gelsin ne diyelim işiniz zor.
Ne diyordum günümüz iletişim araçları ne çok işe yarıyor diyordum . Yarıyor mu acaba? artılarını eksilerini tartışamk gerek sanırım. Ben kendim tartışayım bu konuyu....
Nereden başlasam bilemedim vallahi, sanal alem denilen yerdeki paylaşımlardan yani face, twıtter v.b. bahsederek başlıyalım; ben şimdiye kadar bir zararlarını görmedim. Hani şu 11 yıldır görüşmediğim arkadaşımla da face'de görüştük . Evet çok zararlı değiller ama fazla zaman geçirmemek gerek buralarda , ben genelde Facebook'u fotoğraflarımızı uzakta olan akraba ve arkadaşla paylaşmak için kullanıyorum. Twıttera da çok çok nadir bakıyorum yani her saniyemi orada paylaşmıyorum. Her anımı paylaşırsam benim olmaz ki zaten.
e-mail işyerinde çok kullanıyorum, günlük hayatımda da fatura ve hesap ekstreleri için sıkça kullanıyorum. Internet bankacılığı onu da çok nadir kullanırım. Cep telefonları malesef hayatımızın bir parçası olmuş durumda , mutlaka haber alınacak ya da haber verilecek bir konu var, bende çokça kullanıyorum telefonumu . Telefonda neler yapıyorum ? not tutmak için , hesap yapmak için , çalar saat olarak, maillerime bakmak için , fotoğraf çekmek için , hergün bir kaç tane görüşme yapmak , müzik dinlemek için kullanıyorum sadece mesaj yazmayı sevmiyorum zorda kalmadıkça da yazmam , arkadaşlarım kusuruma bakmasın lütfen.
Hayatımızın her anını kaplayan iletişim hastalığının aksayan yönleri neler olabilir. Bendeki cevaplar kısaca şöyle, Herkezin yediği yemeği içtiği suyu paylaşmasına gerek yok zaman kaybı ,enerjinizi daha güzel şekilde değerlendirebilirsiniz paylaşmayı seviyorsanız kendinizden bişeyler yazın. Okuduğunuz bir kitabı anlatın , gezdiğiniz bir yeri anlatın, öğrendiğiniz yepyeni bir oluşumu anlatın . Bana da yeni fikirler veren ve ufkuma açan paylaşımları ben de çok beğeniyorum.Bir de e-mail yazarken yada mesaj gönderirken yapılan kısaltmaları sevmiyorum . Anlaşılması çok zor oluyor aynı zamanda Türkçemizi de öldürüyor. Biraz daha özen lütfen.
Araba kullanırken her gün birileri önüme atlıyor, çalan kornayı duymuyor , koca arabayı görmüyor. Neden mi? ya telefonla konuşuyorlar, ya mesaj yazıyorlar ya da kulaklıkları takarak müzik dinliyorlar. Canlarım , canınızdan daha önemli değil yaptığınız işler . Yolda yürürken ya bunları yapmayın ya da işiniz bitince yürüyün lütfen.
İletişim araçları eski dostlukları yok ediyor diyor birileri. Canım , dost olmak isteyen sevgisini ,bir lokma ekmeğini ,bir bardak çayını paylaşmak isteyen her daim bunu yapabilir, mesafeler engel değildir. Kapı komşusuyla bu dediklerimi paylaşamayan insanlar var bundan sonrasını varın siz düşünün.
Önemli olan kişinin kendisidir yapmak isterse yapar, istemezse ömür boyunca bir adım bile attıramazsınız o insana böyle dostları ve komşuları olanlara kolay gelsin ne diyelim işiniz zor.
27 Ağustos 2012 Pazartesi
BUGÜN KİMSEYİ YARGILAMIYACAĞIM
Bugün kimseyi yargılamıyacağım.
Yeni okumaya başladığım bir kitabın ilk bölümüne ait özet, kitaba göre kimseyi yargılamamak içsel huzura ulaşmada izlenecek ilk yolmuş. içsel huzura ulaşmak için dingin olun diyor , bu dinginliğe ulaşmak için de yargılamamayı öğrenmek gerektiği vurgulanıyor. Bu yolda ilerlerken kendinize hedefler koyun ve güne ''bugün kimseyi yargılamıyacağım '' diyerek başlayın ve bunu ilkönce 2 saat süreyle deneyin , daha sonra süreyi uzatın. Gün içerisinde kendinizi birilerini yargılarken bulursanız hemen sabah sarf ettiğiniz cümleyi hatırlayın. Dinginlik konusunda ise günün belli saatlerinde susun ve kendinizi dinleyin yani meditasyon yapın diyor kitap, meditasyon tekniklerini ve diğer uygulamaları okudukça anlatırım.
Yeni okumaya başladığım bir kitabın ilk bölümüne ait özet, kitaba göre kimseyi yargılamamak içsel huzura ulaşmada izlenecek ilk yolmuş. içsel huzura ulaşmak için dingin olun diyor , bu dinginliğe ulaşmak için de yargılamamayı öğrenmek gerektiği vurgulanıyor. Bu yolda ilerlerken kendinize hedefler koyun ve güne ''bugün kimseyi yargılamıyacağım '' diyerek başlayın ve bunu ilkönce 2 saat süreyle deneyin , daha sonra süreyi uzatın. Gün içerisinde kendinizi birilerini yargılarken bulursanız hemen sabah sarf ettiğiniz cümleyi hatırlayın. Dinginlik konusunda ise günün belli saatlerinde susun ve kendinizi dinleyin yani meditasyon yapın diyor kitap, meditasyon tekniklerini ve diğer uygulamaları okudukça anlatırım.
22 Ağustos 2012 Çarşamba
YENİDEN VE YİNE YENİDEN
Ooooooooo ne kadar uzun zaman olmuş bloğuma yazmayalı , neyse tekrar alalım kalemi elimize :) yani klavyeyi. Bu uzun ayrılık arasında neler yaptım . Bi bakayım kızımı sevgiyle büyütmaya devam , AÖF bitti bitiyor son bütünleme sınavım kaldı (umarım geçerim).
Defnem bir yıl boyunca anasınıfı hazırlık okudu evet kızım okullu oldu .Bu yıl da anasınıfına devam. Uzun bir yaz maratonunda Defne'nin ten rengi 10-20 kat koyulaştı fıstık gibi bir kız oldu maşallah.(kuzguna yavrusu kuğu görünürmüş misali benimki de bana dünya güzeli görünüyor işte )
Defnem bir yıl boyunca anasınıfı hazırlık okudu evet kızım okullu oldu .Bu yıl da anasınıfına devam. Uzun bir yaz maratonunda Defne'nin ten rengi 10-20 kat koyulaştı fıstık gibi bir kız oldu maşallah.(kuzguna yavrusu kuğu görünürmüş misali benimki de bana dünya güzeli görünüyor işte )
Kaydol:
Yorumlar (Atom)